Reklamı Geç
MSM SANİYELİ
OPTİMED TEMMUZ
Tekirdağ
04 Mayıs, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    45.19
  • EURO
    53.08
  • ALTIN
    6684.4
  • BIST
    14.443
  • BTC
    79999.768$

KOÇAK: “ÇALIŞANLARIN YAŞAM KOŞULLARI İYİLEŞTİRİLMELİDİR”

KOÇAK: “ÇALIŞANLARIN YAŞAM KOŞULLARI İYİLEŞTİRİLMELİDİR”
Türk-İş Konfederasyonu Tekirdağ İl Başkanı ve Türk Metal Sendikası Çerkezköy Şube Başkanı Murat Koçak, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir basın bildirisi yayımladı. Koçak açıklamasında, “Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır.” dedi.

Türk-İş Konfederasyonu Tekirdağ İl Başkanı ve Türk Metal Sendikası Çerkezköy Şube Başkanı Murat Koçak, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yayımladığı basın bildirisinde, “Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir.” dedi.

Başkan Murat Koçak açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Bugün Emek ve Dayanışma Günü. 1 Mayıs; emeğin değerini hatırlatan, dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür.

Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir.

Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız.

Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız.

Farklı işyerlerinden geliyoruz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız.

Bugün buradayız. Çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır.

Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz.

Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştır.

Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir.

Eskiden işsiz olan yoksul sayılırken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir.

Bu tablo görmezden gelinemez.

Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır.

Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmektedir.

Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir.

Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir.

Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir.

Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir.

Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır.

Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır.

Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir.

Bu tablo kabul edilemez.

Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır.

Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır.

Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır.

Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir.

İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir.

Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır.

Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır.

Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir.

Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır.

Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır.

Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir.

Ancak çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir.

Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır.

Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır.

Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır.

Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır.

Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır.

Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır.

Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır.

Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır.

Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır.

Genç işsizliği artmaya devam etmektedir.

Her yıl binlerce genç mezun olmakta ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır.

Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır.

Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir.

Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir.

Çocukların yeri okuldur.

Ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir.

Çocuklar hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir.

Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir.

Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan olaylar, eğitim ortamlarının yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır.

Çocukların yaşam hakkı ve güvenliği her koşulda korunmalıdır.

Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir.

İş kazaları hâlâ can almaktadır.

Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir.

Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir.

Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır.

Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir.

Bugünün emeklileri, geçmişin emekçileridir.

Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır.

Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir.

Emeklilik, yoksulluk değil; onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır.

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar yalnızca sınırları değil, hayatları da derinden sarsmaktadır.

Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar, milyonlarca insanı yerinden etmekte ve emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır.

Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir.

Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir.

Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir.

Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır.

Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz.

Bu nedenle emeği savunmak aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir.

Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz:
Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır.

Yaşasın 1 Mayıs. Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadelemiz.”

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.