Reklamı Geç
MSM SANİYELİ
OPTİMED TEMMUZ
Tekirdağ
09 Mart, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    44.07
  • EURO
    51.21
  • ALTIN
    7301.9
  • BIST
    12.793
  • BTC
    67180.879$

8 MART:AVUTULMANIN GÜNÜ

08 Mart 2026, Pazar 02:58

Bugün 8 Mart. Adı kimi yerde "Dünya Kadınlar Günü", kimi yerde "Dünya Emekçi Kadınlar Günü". İsmi değişiyor, süsü değişiyor, çiçekleri değişiyor ama özü pek değişmiyor. Her yıl aynı görüntüler karşımıza çıkıyor: Kadınlara uzatılan karanfiller, gülümseyen fotoğraflar, indirim kampanyaları ve “kadınlar baş tacımızdır” gibi kulağa hoş gelen cümleler… Ama bütün bu görüntülerin arasında insanın aklına aynı soru geliyor: Neden?

 

Neden erkeklerin böyle bir güne ihtiyacı olmadı da kadınların oldu? Bir düşünün… Dünya Erkekler Günü diye sokaklara çıkan kalabalıklar yok. Erkeklerin varlığını hatırlatmak için yapılan kampanyalar yok. Çünkü erkek olmak zaten başlı başına görünür olmak demek. Kadın olmak ise çoğu zaman görünmez bir mücadelenin içinde yaşamak demek.

 

İşte bu yüzden 8 Mart bana hep biraz tuhaf geliyor. Biraz eksik, biraz da sanki bir avutulma gibi. Bir çocuğun eline şeker verip susturmak gibi. “Alın çiçeklerinizi”, “Bugün sizin gününüz”, “Bugün sizi kutluyoruz.” deniyor. Peki sonra ne oluyor?

 

8 Mart’ı kutladık diye kadın cinayetleri azaldı mı? Kadına yönelik şiddet bitti mi? Kadınların hayatı kolaylaştı mı? Şikâyet ettiğimiz onca şeyden hangisi gerçekten azaldı? Maalesef hiçbirinin azaldığını söylemek mümkün değil. Hatta bazen insanın içine şu düşünce düşüyor: Sanki her şey daha da büyüyor. Daha çok korku, daha çok endişe, daha çok hikâye… ve daha çok kadın.

 

Kadın olmak gerçekten zor. Çok zor. Erkeklerin hiçbir şey ispat etmek zorunda kalmadığı bir dünyada kadınlar her gün bir şeyleri ispat etmeye çalışıyor. Namusunu, ahlakını, başarısını, annelik yeterliliğini, çalışma hakkını, hatta bazen sadece var olma hakkını… Sanki var olmak için bile sürekli bir sınavdan geçmek gerekiyor.

 

Bazen toplumdan kaçmak istiyor insan. Bazen insanların gözlerinden, bazen sözlerinden… Çünkü bu dünyada bedelin çoğunu kadın ödüyor. Kadın olmak çoğu zaman daha fazla düşünmek, daha fazla hesap yapmak, daha fazla yük taşımak demek.

 

Bir kadının hayatındaki en basit görünen kararlar bile ağır bir yük taşıyor. Mesela boşanmak… Boşanmak zor. Boşanamamak da zor. O kararı verene kadar yaşanan süreç zor. Karar verildikten sonra başlayan hayat da zor. Kadın düşünür, kadın hesap eder, kadın korkar, kadın yük taşır. Her ihtimali o düşünür, her bedeli o hesaplar. Peki erkek?

 

İşte bu yüzden bana “kadın erkek eşittir” demeyin. Keşke öyle olsaydı. Ama değiliz. En azından hayatın yükünü taşıma konusunda değiliz.

 

8 Mart bu yüzden bana bir kutlama gibi gelmiyor. Bir hatırlatma gibi de gelmiyor. Daha çok bir avutma günü gibi geliyor. Kadınların susturulmadığı ama susturulmuş gibi sayıldığı bir gün… “Konuşun” deniyor kadınlara. Konuşun, yazın, çizin, söyleyin… İstediğiniz kadar anlatın. Çiçeklerinizi alın, mesajlarınızı paylaşın. Ama sonuç gerçekten değişiyor mu?

 

Çoğu zaman hayır.

 

Belki de bu yüzden kadınların yapabileceği en büyük şey kutlama yapmak değildir. Belki de en büyük şey insan yetiştirmektir. Vicdanlı insanlar, adil insanlar, kadını bir varlık olarak değil bir eşya gibi gören zihniyeti reddeden insanlar yetiştirmek…

 

Çünkü değişim bazen meydanlarda değil, evlerin içinde başlar. Bir çocuk büyür, bir düşünce büyür, bir vicdan büyür. Belki o zaman gerçekten bir şeyler değişmeye başlar.

 

Ve belki bir gün 8 Mart’a gerçekten ihtiyaç kalmaz. İşte o gün kadınlar gerçekten kutlanabilir. Ama bugün hâlâ mücadele günü.

 

Ve belki de bu yüzden 8 Mart’ın en dürüst adı şudur: "Avutulmanın günü."

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum