ANA YÜREĞİ
22 Ocak 2026, Perşembe 12:25Bu günkü yazıda geçen hafta İstanbul Güngören ilçesinde 16 yaşında bir çocuğun, 15 yaşındaki bir başka çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmesi konusunda duygu ve düşünlerimi açıklayacaktım. Ancak; Gazetemizin 17 Ocak 2026 tarihli sayısında yayımlanan, “Bir Demet Gerçek” köşesinde köşe komşum Sayın Demet AKIN “BU CİNAYETTE HEPİMİZ SANIK KÜRSÜSÜNDEYİZ” başlıklı yazısını okuduktan sonra vazgeçtim. Güçlü bir kaleme sahip olduğunu bildiğim Demet AKIN, yanan ana yüreğiyle öyle bir yazı kaleme almış ki; ülke çapında yayımlanan medyada bu kadar güzel bir yazı ya da TV de konuşması göremedim. Gözünden kaçan okurların mutlaka okumalarını öneriyorum.
Bir yıl içinde tıpatıp aynı olan iki cinayet olayı. Başta siyasiler olmak üzere, menfur olayların gençler arasında bir tartışma sonucu çıkan kavgayla sınırlı olmadığı görülmelidir artık. Gençler arasında her gün artan sayılarla uyuşturucu madde bağımlılığı, onların kara para aklanmasına alet edilmeleri, bahis maskesiyle örtülmeye çalışılan kumar oyunları bağımlılığı, sosyal medya aracılığı ile mafya benzeri çeteleşmeler hemen her gün karşılaşılan sıradan olaylar haline geldi. Tüm suçu güvenlik birimlerine bağlamak kolaycılık olur. Evet, orada da bir zaaf olduğu ortadadır. Ancak bu durum bizi toplumdaki genel bir çürüme olduğu görüşünden uzaklaştırmasın. Demet AKIN yazısında bunu “Öyle bir sistem kuruldu ki artık kural da yok, ahlak da. Herkes o sistemin dayattığı şekilde yaşamaya zorlanıyor. Paranın merkezde olduğu, her şeyin kazanma üzerine kurgulandığı bir düzen bu. Hırs, öfke, nefret ve bencillik kontrolsüzce büyüyor ve bedelini çocuklar ödüyor.” diye tarif etmiş.
Daha sonra bence yazının ana fikrini; suçluyu tarif ederek açıklamış. “Peki, suçlu kim? Sadece 15 yaşındaki o çocuk mu? Hayır. Hepimiziz. Annesi, babası, akrabaları… Fakiri, zengini… Siyasiler, kurumlar… Doğulusu, batılısı… Kürdü, Türkü… Esnafı, sanayicisi… Gazetecisi, dernekleri… Sanatçısı, sosyal medyacısı... Ben de suçluyum. Sen de suçlusun. Çünkü bu düzeni değiştirebilecekken sustuk, sadece izledik. Çünkü vicdanı merkeze almadık. Çünkü “bana dokunmayan” dedik.” Demet AKIN ın bu cümlelerin üzerine yazılacak bir şey bırakmadığı için konuyla ilgili görüş yazmaktan vazgeçtim. Teşekkürler Demet AKIN, yazılarına ara verme lütfen, haftada bir düzenli olarak okumak istiyorum.
Bazı siyasilerinde açıklamalarıyla savunmaya başladığı iç cephede birliğin sağlanması bu ortamda biraz zor olacaktır. Çünkü iç cephede birlik sağlanmasının ilk adımı gençler arasında birliğin sağlanmasından geçer. Gençlerden iç cephede birliğin sağlanması için katkılarını istemeden önce onlara uyuşturucu, kumar vb. bağımlılıkları anlatıp bu illetlerden uzaklaştırmak gerekir. İşsizlik, ücret azlığı, hayat pahalılığı, vb sorunlar uyuşturucu kullanarak çözülmez. Uyuşturucu bağımlılığından kurtulmanın ilk adımı doğal olarak eğitimden beklenir. Milli eğitimde pek çok sıkıntılar olduğunu bizzat yaşayan öğretmenlerimiz ve veliler tarafından hemen her gün dile getiriliyor. Milli Eğitim Bakanı diyalog ve uzlaşma yerine dayatma yapıyor izlenimi veriyor. Bu uygulamanın doğru olmadığı hemen her yıl değişen müfredattan görülüyor. Öyleyse dayatma neden?
Bir başka dayatmayı da ekonomi yönetimi kararlarında görüyoruz. Enflasyonu indireceğiz derken TÜİK in hormonlu hesaplarıyla, asgari ücretlilere, dar gelirlilere, özellikle de emeklilere düşük ücret dayatması yapılıyor. Aslında emekliler devletten karşılıksız bir şey beklemiyor, zamanında ödediği primlerin karşılığını istiyor. Primler zamanında doğru olarak nemalandırılmadığı veya yöneticiler tarafından başka birimlere transfer edilerek gereksiz yatırımlara israf edildiği için bu gün hak ettikleri maaşı almak yerine ”uygun görülen” oranlarda verilen maaşlarla açlığa mahkûm olarak yaşamaya çalışıyor. Emekliyi bu şekilde cezalandırmak yerine; zamanında primlerini doğru nemalandırmayan veya başka birime transferle israf eden yöneticilerin yakasına yapışarak hesap sorulması gerekir.
Sokak röportajlarına ve kamuoyu araştırmalarına bakıldığında halinden memnun olan, gelecekten umutlu olan vatandaş sayısının her geçen gün daha da düştüğü görülüyor. Devletten yardım alan aile sayısı 3 milyondan 4,5 milyona çıkmış. Eğitimden, sağlığa, hayat pahalılığından, konut sorununa vatandaşın memnun olduğu bir hizmet yok gibidir. Gelir dağılımındaki çarpıklığın ve adaletsizliğin boyutunu ise en düşük emekli maaşının belirleneceği komisyonda üye olan milletvekilinin kolundaki saatten görmek mümkün. Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla saatin fiyatı on dokuz milyon liraymış. Medyadan öğrenmeden önce bana tahminde bulun diye o saatin fiyatını sorsalar valla tahmin edemezdim. Şimdi; o saati takan bir vekil en düşük emekli maaşını neye göre, nasıl belirleyebilir ki? 950 emekli maaşıyla satın alınan saat kullanan vekil; kuru soğana muhtaç durumda kalmış emekli için en düşük maaşı belirleyecek, hiç olur mu? Atasözünün de dediği gibi; tok, açın halinden ne anlar?
Bütçeye kaynak yaratmak için devlet artık dar gelirlilerin üzerinden elini çekmelidir. Kaynak yaratmak isteniyorsa vergi sistemi gözden geçirilerek adaletli bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. Bütçede tuzu kurulardan vaz geçilen vergi tutarı 778 milyar TL, KKM ödenen 2,5 Trilyon TL. dir. Devlet geçen yıl 2 trilyon 24 milyar lira ÖTV toplanmışken, 2 trilyon 54 milyar lira faiz ödemiştir. Halka tasarruf önerilirken hiçbir kamu kurumuna tasarruf uğramamaktadır. Kaynak için hiç düşünmeden 2003 yılında yürürlüğe girdikten bir hafta sonra kaldırılan “Nereden Buldun” yasası tekrar yürürlüğe konmaktan başka çare yoktur. Ayrıca vergi afları artık gündeme gelmemelidir.
2002 erken seçiminden önce yaşanan Gölcük depremi ve 2001 ekonomik krize rağmen ekonominin toparlanması bu kadar uzun sürmemişti. Ekonomide hükümetin tercihiyle dünya bankası ve İMF nin istediği hala karşı olduğum bazı yapısal değişiklikler yapılmış, yeni kamu ihale kanunu çıkartılmış, bütçede kara delikler kapatılmış, enflasyonda hızlı bir düşme sürecine girilmişti. Üçlü koalisyonun ikinci partisi erken seçimde ısrar edince 3 Kasım 2002 de erken genel seçime gidildi. Erken Seçimin ülkeye ne getirip, götürdüğü hala tartışılır haldedir. Aynen uygulanan ekonomik programda değişiklik yapılmadığı için sonuçların yeni iktidara yaradığı kabul görmektedir. En önemlisi 2002 erken seçimleri halkın büyük çoğunluğunun beklentisine cevap verdiği için başta ekonomi olmak üzere hemen her konuda ülkeye bir rahatlama getirdiği söylenebilir.
Benzer şekilde bugünde ekonomi başta olmak üzere ülkemizin büyük sıkıntıları vardır. 2027 yılında öne çekileceği konuşulan genel seçimin 2026 sonbaharına alınması, seçim öncesi belirsizliği sona erdireceği için belki yine bir rahatlama getirecektir. Seçim; iktidara güven tazeleme şansı verebileceği gibi, belki bir iktidar değişikliği yeni program, yeni kadrolar ve yeni ittifaklarla, yeni umutlara yelken de açma şansı da verebilir. Halk çok zor günler geçirdi, seçimin öne alınması çok iyi olacaktır. Seçim ne zaman olursa olsun, vekil sayısı düşürülmeli, seçim kanunu, siyasi partiler kanununda, aday belirlemek için üyelere yetki veren değişiklikler mutlaka yapılmalıdır.




Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum