1
Tekirdağ
02 Kasım, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    49.97
  • EURO
    55.94
  • ALTIN
    6293.9
  • BIST
    10759.56
  • BTC
    78263.661$

CUMHURİYET (2)

02 Kasım 2026, Pazartesi 17:06

   Geçen haftaki yazımda Cumhuriyetin ilanı edildiği ilk günlerde yaşananları aktarmaya çalışmıştım. Yazımda ATATÜRK ‘ün gençliğe emaneti TÜRKİYE CUMHURİYETİ nin geleceği ile ilgili vasiyetini yerine getirme konusunun muhasebesini milletin her bir ferdinin kendi vicdanına bıraktığımı da vurguladım. Bugünkü yazımda ATATÜRK ün Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilanında karşılaştığı zorluklara karşı verdiği mücadeleden örnekleri aktarmaya çalışacağım. Böylece ATATÜRK ün Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yokluklar içinde iç ve dış bedhahlara karşı verdiği mücadelenin tüm ülkeler tarafından neden mucize olarak kabul edildiği daha iyi anlaşılacağını umuyorum.

   Öncelikle ATATÜRK’ ün Samsun’ a ordu müfettişi olarak görevlendirilmesinin hiç kolay olmadığını hatırlamak gerekir. 30 Nisan 1919 da Mustafa Kemal ATATÜRK ün 9.Ordu müfettişliğine tayin emri, o günkü resmi gazetede yayınlandı. Aynı gün ATATÜRK ün Samsun a götüreceği karargâh üyelerinin isimleri Harbiye Nazırlığına (Savaş Bakanlığına) sunuldu. 15 Mayıs 1919 da İstanbul’ daki İngiliz irtibat kumandanı Binbaşı, Samsuna gidecek olan 48 kişi ile altı adet eğer li attan oluşan listeyi onayladı. 16 Mayıs 1919 da ATATÜRK Yıldız sarayında Padişah Vahdeddin ile son kez görüştü. Sonra Şişli ye geçerek annesi ve kız kardeşiyle vedalaştı. Daha sonra Galata rıhtımına gitti, bir motorla Bandırma vapuruna geçti. 19 Mayıs 1919 da sabahın erken saatlerinde Samsuna vardılar.

   ATATÜRK Samsuna çıktıktan sonra da savaşa karşı olan Halkın direnişe ikna edilmesi hiç kolay olmamıştır. Dağlar asker kaçaklarıyla doludur. Bu durumu; Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Yaban” adlı romanında Anadolu Halkının tükenmişliğini ve vatanı kurtarmak için Anadolu’ ya koşan milliyetçi aydının nasıl yalnız kaldığını abartısız olarak anlatmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu toplam nüfusunun dörtte birini, silâh altına alınacak nüfusun üçte birini kaybetmiştir. 19 Mayıs 1919 da silâh altında 43 bin kişi vardır. Bu sayı, müttefiklerin izin verdiği 60 bin kişiden bile 17 bin kişi daha azdır. ATATÜRK Samsun a çıktıktan sonra oradaki 15. Tümen’ in durumu hakkında yazdığı raporda: Tümen terhisten sonra zaten düşük olan kuvvetini üç ay içinde görülen 700 den fazla firarla büsbütün yitirmiştir. En az 750 personelden oluşması gereken taburlar 50-100 personele indiğini belirtmiştir.

   ATATÜRK 1920 yılında Ankara da herhangi bir savunma birliğinden yoksun olarak Kurtuluş Savaşını düzenlemeye başlamıştır. Düşman topluluklar tarafından karargâhının her an basılması ve öldürülmesi söz konusudur. Ankara ya birlik takviyesi yapılması talebi haklı sebeplerle karşılanamamıştır. Halkın; savaş bıkkınlığı ve korkusu o kadar şiddetlidir ki, bazı bölgelerde askeri kuvvetlere bile karşı çıkarlar. Büyük Millet Meclisi sert önlemler almak zorunda kalır. İstiklal mahkemeleri esasında asker kaçaklarını cezalandırmak için kurulur. Mahkemeler idamlardan çok gözdağı vermeye çalışmıştır. Savaşacak asker bulmak için her yola başvurulur. Dumlupınar zaferi kazanılıncaya kadar askerden firarlar devam eder. Zaferden sonra kaçak sayısı 30 binden, 3 bine düşer. ATATÜRK zaferden sonra mecliste yaptığı konuşmada “ kahraman Türk askeri, Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülkü ile savaşmıştır.” Demiştir. ATATÜRK asker kaçaklarını bile hor görmemiş, aşağılamamıştır. Onları kahraman olarak nitelemiştir.

     ATATÜRK 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıktığında Anadolu halkı genelde savaştan yana değildi. Bu durumu 11 Ekim 1925 te İzmir de yaptığı konuşmada şöyle vurgulamıştır. “ ahmak düşman İzmir e gelmeseydi belki bütün memleket gaflete dalmış kalırdı.” Bu sözler tam olarak, gerçeği yansıtmıştır. Çünkü o zamana kadar düşman; Zonguldak, Ereğli, Urfa, Antalya, Merzifon, Kuşadası, Marmaris,  ve Bodrum işgal etmesine rağmen Halktan bir tepki gelmemiştir. Burada Halkın neden tepki vermediği üzerinde durulmalıdır. Çünkü Halk yarı aç, yarı toktur. Ne üstte kalmış ne de başta. Çanakkale de, Kars ta, Halep te, Trablusgarp ta savaşmış, beş yıldan fazla çatışarak askerlik yapmıştır. Her üç haneden ikisi savaşta şehit vermiştir. Salgın hastalıklar kol gezmekte, her dört kişiden biri trahomlu, her dört kişiden ikisi tifüsle karşı karşıya, doktor yok, ilaç yok. Türk halkı yorgun, yılgın, tükenmişliğin eşiğindedir. Onun için Halk savaştan yana değildir. Onu yeniden savaşa ikna etmek kolay olmamıştır.

     21 Haziran1919 da Amasya bildirgesi yayınlanır. 20 Temmuz 1919 da ATATÜRK resmi görevinden alınır. 23 Temmuz 1919 Erzurum kongresi toplanır. Kongrede ATATÜRK uzun tartışmalar sonunda Temsilciler Kurulu başkanlığına seçilir. Bu kongrede kendisini başkan seçmek istemeyenler olmuştur. 30 Temmuz 1919 Padişah Hükümetinin Harbiye Nazırı (savaş bakanı) Nâzım Paşa Kazım Karabekir e gizli bir telgraf göndererek kongrede başkan seçilen ATATÜRK ün tutuklanmasını istemiştir. ATATÜRK kurtuluş savaşının ilk gününden başlayarak hiçbir zaman güvende olmamıştır. Padişah hükümeti, şeriatçılar, İngilizler, işbirlikçiler, casuslar, ve suikastçılar sürekli olarak yok etmek için peşindedirler.

   4 Eylül 1919 da Sivas kongresi toplanır. Kongreye katılanların bazıları yine ATATÜRK ün başkan olmasını istememiştir. Özetle ATATÜRK Samsuna ayak bastıktan itibaren, büyük zaferi kazandıktan sonra bile kanlı, tuzaklı, ihanet dolu engellerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Sivas kongresindeki kısır çekişmeler içinde mandacılar ATATÜRK ü çok uğraştırmışlardır. Kongreye katılan askeri tıp öğrencileri delegesi tıbbiyeli Hikmet yüksek sesle manda fikrinin asla kabul edilemeyeceğini haykırması üzerine ATATÜRK cevap verir: Evlat, gönlünü ferah tut. Biz azınlıkta kalsak bile parolamız tektir ve değişmez: “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM demiştir”.

   ATATÜRK yaşayıp yönettiği kurtuluş savaşı ile Cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirirken yaşadıklarını gelecek kuşaklara aktarabilmek amacıyla “NUTUK u” kendi el yazısıyla yazmış ve altı günde tamamını TBMM de kendi okumuştur. Çünkü o kendisine sağlığında düzenlenen komplo ve tuzakların Millete de düzenleneceğini bildiği için önlem olarak yazdığı NUTUK u Türk Milletine miras bırakmıştır. Değerli okurlara, “keşke yunan kazansaydı” diyen birinden sonra günümüzde "Kurşun sıkmadık ki. Övünecek büyük bir tarihimiz varken kölelikten kurtulduğumuz tarihe niye bayram diyeceğiz" sözleriyle Büyük Taarruz ve Kurtuluş Savaşı bağlamındaki kurtuluş günlerini eleştiren, milleti de inandırmaya çalışanlar olduğunu hatırlatmak istiyorum.

    Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet devrimleri ile ilgili kafasında soru olanlara önerim; merak ettiği soruların cevaplarını NUTUK tan öğrenmeleridir. Cumhuriyet düşmanlarının ATATÜRK e ve CUMHURİYET e düşmanlıkları, kinlerinin bitmediğini hala devam ettiği görülüyor. Yalan yanlış, kurgu iftiralarla halkı zehirleyen Provokatörlere karşı panzehir: NUTUK taki gerçek bilgilerle Halkı bilgilendirmek, aydınlatmaktan başka ne olabilir doğrusu bilmiyorum…

Bugünkü yazımı Nazım HİKMET in “Kuvayı Milliye Şehitleri “ şiirinden alıntıyla bitiriyorum.

ŞEHİTLER

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, Sakarya\'da, İnönü\'nde, Afyon\'dakiler

 Dumlupınar\'dakiler de elbet ve de Aydın\'da, Antep\'te vurulup düşenler,

siz toprak altında ulu köklerimizsiniz yatarsınız al kanlar içinde.

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, siz toprak altında derin uykudayken,                             

düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız, kalkıp uyandırın bizi! Uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir!

                             Nazım Hikmet RAN    

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum